Ağlamak ve Gözyaşı Dökmek Hakkında İlginç Bilgiler

Ağlamak da en az gülmek, korkmak, heyecanlanmak kadar doğaldır. Neden ağlıyoruz sorusunun ise kesin bir yanıtı yok çünkü gözyaşı dökerek yaptığımız ağlama eyleminin tek nedeni üzülmek değil. Öyle ki bazen gözümüzden bir damla yaş gelmeden de çok üzülebildiğimiz gibi bazen gözyaşlarına boğulup ağlasak da aslında üzgün olmayız. Evet, olay epey karışık. 

Yenidoğan bir bebeğin ağlaması ile yetişkin bir kadının ya da yetişkin bir erkeğin ağlaması aynı değil. Elbette toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin de bu durumda rolü büyük ancak ilginç bir şekilde evrimsel süreçte de ağlama ve gözyaşı dökme olayı farklı bir noktaya gelmiştir. Şimdi gelin biraz derinlere dalalım ve ağlamak, gözyaşı dökmek gibi durumlar hakkındaki bazı ilginç bilgilere bakalım.

Ağlamak ve gözyaşı hakkında ilginç bilgiler:

  • Kadınlar erkeklere göre çok daha fazla ve çok daha uzun süre ağlıyor.
  • Gözyaşı erkekler için tam bir libido killer.
  • Üç farklı ağlama türünden bahsetmek mümkün.
  • İnsanlar bize acısın diye ağlıyor olabiliriz.
  • Ağlarken gözyaşı dökmüyorsanız şüphelenin.
  • Sonsuza kadar ağlayabilirsiniz.
  • Gözyaşı üretmemizin nedeni aslında ağlamak değil.
  • Yenidoğan bebekler aslında tam olarak ağlamazlar.
  • Evet, timsahlar gerçekten de ağlar.

Kadınlar erkeklere göre çok daha fazla ve çok daha uzun süre ağlıyor:

50 yaşından küçük bir grup erkek ve kadına soruldu; ne kadar sıklıkla ağlıyorsunuz? Kadınlar ayda 2 ile 4 kez ağladıklarını, erkekler ise 2 ayda bir kez ağladıklarını söylediler. Ağlama süresi sorulduğunda ise erkeklerin yüzde 66’sı beş dakikadan kısa sürdüğünü, kadınların yüzde 38’i ise 6 ile 15 dakika arasında ağladıklarını söylediler. 

Ağlama nedenleri ise bazı konularda ortak. Örneğin ölüm, ayrılık, hastalık gibi konularda kadınlar ve erkekler aynı oranda ağlıyor. En büyük fark ise günlük olaylarda yaşanıyor. Erkekler günlük sorunlarda küfür etmeyi tercih ederken kadınlar ağlıyor. Tüm bu veriler, klinik psikolog Ad Vingerhoets tarafından yapılan çalışmalara dayanıyor. 

Gözyaşı erkekler için tam bir libido killer:

 

Kadınların neden erkeklere göre çok daha fazla ağladığı kesin olarak bilinmiyor. Östrojen gözyaşı tetiklemiyor ama testosteron gözyaşını bir miktar engelliyor olabilir. Elbette toplumsal cinsiyet eşitsizliği yüzünden erkeklerin ağlamamak üzere yetiştirildiğini de hesaba katmak gerekiyor ama ilginç bir detay daha var, seks. 

Yine Ad Vingerhoets tarafından yapılan bir çalışmada erkekler, gözyaşı kokusu aldıkları zaman cinsel olarak uyarılmadıklarını ve hatta soğuduklarını belirttiler. Evrimsel olarak neden böyle bir tepki verildiğine dair uzmanların hiçbir fikri yok ama kadınların gözyaşı dökerek erkeklerin saldırganlığını azaltmaya çalıştıkları düşünülebilir. Cinsel arzuyu neden öldürüyor hiçbir fikrimiz yok.

Üç farklı ağlama türünden bahsetmek mümkün:

Uzmanlar üç farklı ağlama türü olduğunu keşfettiler; doğal ağlama, refleks ağlaması ve duygusal ağlama. Doğal ağlama gözümüzün kendini korumak için gözyaşı ürettiği ağlamadır ve dışarıdan pek belli olmaz. Refleks ağlaması soğan, duman, parfüm, parlak ışık, toz, kimyasal ve benzeri gibi etkilere karşı tepki olarak çok fazla gözyaşı salgılaması durumudur. Duygusal ağlama ise üzgün, mutlu ya da bu gibi yoğun bir duygu hissettiğimizde meydana gelen ağlamadır. 

İnsanlar bize acısın diye ağlıyor olabiliriz:

Neden ağlıyoruz, gerçekten kesin bir şey söylemek mümkün değil ama yapılan araştırmalarda hiç tanımadığımız birini bile ağlarken gördüğümüz zaman ona karşı sempati beslediğimiz ve yakınlık kurduğumuz açıkça görülüyor. Evrimsel süreci şöyle bir gözümüzün önüne getirelim ve bir senaryo kuralım;

Karşı kabileden geldiler, anamızı babamızı kestiler ve sıra bize geldi. Savaşacak durumumuz yoksa başlıyoruz ağlamaya ve karşı taraf bize acıyıp öldürmüyor. Neden olmasın? Böyle bir durum olmasa bile nasıl ki mutlu olduğumuzda kahkaha atıyoruz, belki üzüldüğümüzde de birileri görsün ve bizimle empati kursun diye ağlıyor ve gözyaşımızı da üzgünlüğümüzün kanıtı olarak sunuyoruzdur. Yani bir tür yardım işareti olabilir.

Ağlarken gözyaşı dökmüyorsanız şüphelenin:

Ağlamamak ayrı, ağlarken gözyaşı dökmemek ayrı mesele. Bazıları ağlayamaz ama bazıları ağlamasına rağmen gözyaşı dökemez. Bu bir sorundur çünkü gözyaşımızın yetersiz olduğu bir durum olan kuru göz sendromundan muzdarip olabilirsiniz. Söz konusu sendrom yalnızca ağlamayı değil, göz sağlığını da etkilemektedir. Bazı hastalıkların yanı sıra kullanılan bazı ilaçlar ve kuru hava, uzun süre ekrana bakmak gibi durumlar da kuru göz sendromuna neden olabilir. Böyle bir durumda bir göz doktoruna muayene olmanız gerekiyor. 

Sonsuza kadar ağlayabilirsiniz:

Tabii isteğimiz herkesin gülmesi, kimsenin ağlamaması yönünde ama isterseniz vücudunuz sonsuza kadar ağlamanıza izin verir çünkü Amerikan Oftalmoloji Akademisi’ne göre zaten her yıl ağlayarak ya da farklı yollarla ortalama 114 litre gözyaşı döküyoruz. Gözlerimizin üzerindeki lakrimal bezler tarafından üretilen bu gözyaşları alt ve üst göz kapaklarımızda bulunan küçük deliklerden dışarı akar. Bu üretim sürekli devam ettiği için bol bol su içmek kaydıyla gönlünüzce ağlayabilirsiniz. 

Gözyaşı üretmemizin nedeni aslında ağlamak değil:

Vücudumuz her saniye hayatta kalmamız için sayısız şey üretirken yalnızca ağlayalım da birilerinden yardım isteyelim diye gözyaşı üretmiyor elbette. Sodyum, bikarbonat, klorür ve potasyumdan oluşan gözyaşlarımız aslında burnumuzu ve boğazımızı ıslatmak için üretilir. Gözyaşı, nazolakrimal kanallardan burnumuzun arkasına ve boğazımıza akarak mukusla karışır ve onu ıslatır. Ağladığımızda burnumuzun akma nedeni de budur. 

Yenidoğan bebekler aslında tam olarak ağlamazlar:

Ağlamak denilince aklımıza elbette ilk olarak yenidoğan bebekler gelir. Bu minicik insanlar altlarına yaptıkları, acıktıkları ya da herhangi bir rahatsızlık duydukları zaman tüm güçleriyle bağırarak ağlarlar ama tabii bu aslında bildiğimiz ağlama gibi değildir. Kendileri bunu bir tür iletişim şekli olarak kullanırlar. Zaten ilk birkaç ay bebekler gözyaşı da üretemez. Belki de bebekken geliştirdiğimiz bu ağlama refleksini farkında olmadan yetişkinliğimizde bile kullanıyoruzdur, kimbilir?

Evet, timsahlar gerçekten de ağlar:

Timsah gözyaşları terimi ve timsahların ağladığı efsanesi ilk kez 15. yüzyılda kaleme alınmış The Voyage and Travel of Sir John Mandeville isimli kitapta ortaya çıkmıştır. Kitapta, timsahların insanları yerken ağladıkları anlatılır. 2007 yılında yapılan bir çalışma gerçekten de timsahların avlarını yerken ağladıklarını ortaya çıkardı. Timsahlar dışında da ağlayan daha pek çok canlı türü vardır ancak gözlerini korumak dışında bu canlıların tam olarak neden gözyaşı döktüklerini bilemiyoruz. 

En insani ve duygusal eylemlerimizden olan ağlamak ve gözyaşı dökmek hakkında bazılarını ilk kez duyduğunuz sıra dışı bilgilerden bahsettik. Neden ağlıyoruz sorusunun kesin bir yanıtını bulmak zor olsa da kabul edelim, bazıları gözyaşlarını bir silah gibi kullanmayı iyi beceriyor. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir